24 Eylül 2011 Cumartesi

HASTALIKLAR GELMEDEN

Anne Notları'nda okuduğum güzel bir yazı. 
Bu yazıyı herkes okumalı bence..
Hastalıklara bakışımızı değiştirecek aslında gerçeğin ne olduğunu vurgulayan bir yazı. Bir kısmını alıntı yapıyorum. Yazının tümünü Annenotları'ndan okuyabilirsiniz..

''Bir hastalık dönemine daha yaklaşıyoruz. 
Hele çocuklar okullu olunca mikrop alma ihtimalleri daha da artıyor.

 Bu cümleleri düşünmek bile anne olarak gereğinden fazla kaygılanmamıza neden oluyor. Çünkü şunu unutuyor, atlıyor, ya da zayıf görüyoruz. Vücutların mikroptan zarar görme potansiyeli var da, mikropla savaşma potansiyeli yok mu? Elbette var.

 Ama bağışıklık sistemi denen şeyi nedense zayıf görüyoruz. Biraz da gündem yapmadığımız için galiba. Hastalığı veren Yaratıcı, çocuğa savaşma gücü ve donanımı da vermiş. Hastalığı anneye ve çocuğa azap olsun diye vermiş olabilir mi :) Hastalıklar birer idman gibi vücudun kuvvetlenmesine sebep kılınmış. Çocuklara ilaç vererek hastalıkları zayıflamalarına sebep yapan biziz ve modern tıp.

 Hastalıklar kötülük etme amacıyla gelmiyorlar. Yeter ki biz bağışıklık sistemini zayıflatmamak için biraz uğraşıp, kuvvetlendirmek için de bir o kadar uğraşalım :)

 Nasıl mı:

- C vitaminli gıdalara hücum (havuç, limon vs.) Çocuklar limonu limonata ile alıyorlar. Yalnız limonatayı yemeklerle birlikte değil, yemekten 1,5-2 saat sonra susuzluk hissi olunca vermek en yarayışlı olan. Sonraki yazıda kolay limonata tarifi vereceğim.

 - Kahvaltılardan balı eksik etmeyelim. Bala hücum.

 - Gerçek et sulu, kemik sulu çorbalara hücum. Ya da domates çorbası gibi vitaminli çorbalar.

 - Yemeklerden yarım saat-45 dk. önce mevsim meyvelerine hücum. Meyveler de çeşit çeşit değil de, sadece tek çeşit yendiğinde en vücuda en yarayışlı olmuş oluyor. Zaten uymuyor bence. Mesela incirin o harika tadının yanına üzümü asla koyamıyorum. Hepsini ayrı ayrı yemek şahane. Sabah elma, öğlen incir, akşam üzüm şahane :)

 - Ve, hazır gıdalara non- hücum. Çok acaip oldu ama nasıl tabir edebilirim. Hazır gıdalardan kaçışşş. Bağışıklık sistemine en büyük darbeler, vücudun tanımadığı yabancı maddeler tarafından vuruluyor. En azından çocuklarımız hasteyken vermeyelim bunları.

 Kendimi hep aynı şeyleri söylüyormuş gibi hissediyorum. Ama doğrular çok tekrar edilmeyi hak eder değil mi. Bir çubuk krakerin ya da bir çikolatanın içindekileri okuyunca irkiliyorum. Markette yanımdaki insanı dürtüp, siz de benim okuduklarımı okuyor musunuz diyesim geliyor. Nasıl herkes alıyor ya da, zamanında biz de çok yedik gibi düşüncelerle bunları sıklıkla ve çokça alabiliriz çocuklarımıza. Bir kere gıda sektörü git gide adileşiyor ve denetimsizleşiyor. Benim zamanımda yediğim bir albeni ile şimdi çocuğun yediği albenide aynı şeyler mi var acaba.
.........
Hepinize hastalıksız bir sonbahar dileyeceğim ama bu biraz gerçekten uzak bir dilek diye görüyorsanız, hastalıklı olsa bile ilaçsız bir sonbahar diliyorum diyim. Çünkü bu gerçekten uzak bir dilek değil. Hastalıkların en zor ve ateşli yoğun dönemini atlatırsak, yani savaşın kritik noktasını atlatırsak sonrasında çocuk iyileşmeye başlıyor ilaçsız atlatabiliyor. Yaşayıp gördüğüm için artık çok eminim. Sevgilerle
.''

Yazının tamamı ve kaynağı bu bağlantıda;

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

En çok tercih edilenler; ekmek, su, antibiyotik!

TÜRKİYE ANTİBİYOTİK KULLANIMINDA DÜNYA BİRİNCİSİ Türkiye’de hastaneye herhangi bir sebeple giden her 100 kişiden 30’unun reçetesine antib...